İçeriğe geç

Hangi karbonhidrat yenmemeli ?

Hangi karbonhidrat yenmemeli? sorusuyla başlayan şehir hayatı

Bazı sorular var ki insanı bir anda mutfakla hayatın anlamı arasında sıkıştırıyor. “Hangi karbonhidrat yenmemeli?” de tam olarak öyle bir soru. İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak söylüyorum: Bu soru sadece diyet sorusu değil, aynı zamanda karakter testi gibi bir şey.

Sabah Alsancak’ta yürürken bir yandan rüzgâr yüzüme vuruyor, bir yandan kafamın içinde şu cümle dönüyor:

“Bugün sağlıklı olacağım.”

Sonra üç adım sonra simitçi…

Ve hayat tekrar başa sarıyor.

Kendime her seferinde aynı şeyi söylüyorum: “Sadece bakacağım.”

Ama o “bakma” eylemi genelde 2 dakika içinde “bir tane de peynirli alabilir miyim?” noktasına evriliyor. İşte bu yüzden bu yazı biraz hesaplaşma gibi. Hem karbonhidratlarla hem de kendimle.

Gizli karbonhidrat tuzakları: Masum görünenler en tehlikelisi

Dışarıdan bakınca her şey masum. Ama karbonhidrat dünyasında işler biraz entrikalı. Çünkü en tehlikeli olanlar genelde “ben sağlıklıyım” diye bağıranlar.

Mesela:

Beyaz ekmek

Poğaça

Simit

Paketli atıştırmalıklar

Tatlı krizine “küçük bir şey” diye giren kurabiyeler

Bunlar ilk bakışta arkadaş gibi duruyor. Ama sonra bir bakıyorsun, öğle yemeğini geçmişsin, sadece karbonhidrat üçgeni içinde yaşamaya başlamışsın.

Bir gün arkadaşım dedi ki:

“Ben ekmeği kestim, hayatım değişti.”

Ben de dedim ki içimden: “Ben ekmeği kesersem hayat değil, sabah moralim değişir.”

Beyaz ekmek: En eski manipülatör

Beyaz ekmek öyle bir şey ki, seni hiçbir zaman zorlamaz. “Gel beni ye” diye bağırmaz. Sadece orada durur. Sessiz, sakin, masum gibi…

Ama bir bakmışsın tost olmuş. Sonra bir bakmışsın 3 dilim gitmiş.

Aslında beyaz ekmek tam bir sosyal ortamlardaki “sessiz ama olay çıkaran kişi” gibi. Ortamı bozmaz gibi yapar ama en büyük etkisi ondadır.

İç sesim burada devreye giriyor:

“Bir dilimden bir şey olmaz.”

Ben: “Aynen, zaten 5 dilim de ‘bir dilim’ sayılıyor.”

Poğaça ve simit ikilisi: Sabahın Gotham şehri

İzmir sabahları güzeldir ama simit kokusu varsa irade testine dönüşür.

Poğaça ve simit ikilisi, sanki birlikte çalışıyor. Biri “yumuşak saldırı”, diğeri “çıtır operasyon” gibi. Kahvaltıda yan yana geldiklerinde insanın bütün planlarını sıfırlıyorlar.

Bir gün diyet yapıyorum diye kendimi kandırıp sadece çay içmeye gittim. Sonuç?

Garson: “Yanına bir simit alır mısınız?”

Ben: “Hayır teşekkürler.”

3 saniye sonra: “Aslında… yarım olabilir.”

İşte o yarım simit, günün geri kalanını tamamen full karbonhidrat moduna sokuyor.

İzmir sokaklarında karbonhidratla mücadele

Karşıyaka vapur iskelesinde otururken etrafı izliyorum. İnsanlar çok rahat. Kimse “Hangi karbonhidrat yenmemeli?” diye düşünmüyor gibi. Sadece hayatlarını yaşıyorlar.

Ama benim beynim şöyle çalışıyor:

“Şu simidi yesem mi?”

“Yok, yeme.”

“Peki çikolatalı kruvasan?”

“Bak o daha tehlikeli.”

“Tamam o zaman ikisini de almayayım… ya da birini paylaşırım.”

Paylaşmak kelimesi burada en büyük illüzyon zaten. Çünkü genelde paylaşım %70 bana kalıyor.

Kruvasan: Fransız değil, psikolojik saldırı

Kruvasan meselesi başka bir seviye. Dışı çıtır, içi yumuşak, Instagram’da çok güzel görünüyor.

Ama gerçek hayatta şöyle bir senaryo var:

Ben: “Sadece kahve alacağım.”

Kruvasan: “Ben sana yakışırım.”

Ben: “Diyet…”

Kruvasan: “Sen mutlusun ama daha mutlu olabilirsin.”

Ve o an bitiyor zaten. Karar verme mekanizması kapanıyor.

Hangi karbonhidrat yenmemeli? sorusunun psikolojik tarafı

Aslında mesele sadece yemek değil. Bu işin bir de psikolojik boyutu var. Karbonhidratlar sadece mideye değil, duygulara da hitap ediyor.

Yorgunsun → ekmek

Üzgünsün → makarna

Mutlusun → tatlı

Sıkıldın → atıştırmalık

Hiçbir şey hissetmiyorsun → yine bir şeyler yiyorsun

Bu döngü o kadar otomatik ki bazen kendimi şöyle yakalıyorum:

Ben: “Aç mıyım?”

Beyin: “Önemli değil, yemen lazım.”

Makarna: İlişkiyi bitirmeyen ama bağlayan şey

Makarna en tehlikeli karbonhidratlardan biri çünkü “bir tabak daha yesem bir şey olmaz” hissini çok iyi veriyor.

Evde tek başıma makarna yaparken kendime sürekli konuşuyorum:

“Az yapacağım.”

(Sonra tencere doluyor)

“Biraz fazla oldu ama sorun değil.”

(Sonra tabak ikinci kez doluyor)

Ve en sonunda şu cümle:

“Bugün spor yapacaktım zaten…”

Yapmadım.

Gizli suçlular: Paketli karbonhidratlar

Beyaz ekmek en klasik suçluysa, paketli atıştırmalıklar modern çağın versiyonu.

Çünkü onların en büyük yeteneği şu:

“Tek porsiyon” diye başlayıp “paketin tamamı”na dönüşmek.

Bir dizi açıyorsun, yanında cips var. İlk 5 dakika kontrollüsün. 10. dakika yok. 20. dakika paketin içi boş.

Sonra paketle göz göze geliyorsun. O an hayat sorgulaması başlıyor.

Çikolatalı bisküvi: Küçük ama etkili manipülatör

Çikolatalı bisküvi öyle bir şey ki, “ben küçüğüm” diyerek tüm savunmanı düşürüyor.

Ama gerçek şu: Küçük olması tehlikesini azaltmıyor, artırıyor.

Çünkü insan beyninde şöyle bir denklem var:

“Küçük = masum = fazla yenebilir”

Ve sonuç: 12 tane.

İç sesle kavga: Karbonhidrat savaşı

Bazen mutfakta gerçekten iki kişi yaşıyormuşum gibi hissediyorum.

İç ses 1: “Sağlıklı ol.”

İç ses 2: “Hayat kısa, ye gitsin.”

Ben: “Siz susun, ben karar vereceğim.”

Sonra ekmek dilimi kayboluyor.

Kendimle yaptığım en dürüst konuşma

“Bak, bugün gerçekten abartmayacağım.”

(Buzdolabı açılır)

“Şu küçük şey ne kadar zarar verebilir ki?”

(Sonra her şey olur)

Alternatifler: Gerçekten işe yarayan karbonhidratlar

Şimdi biraz da denge konuşalım. Çünkü hayat tamamen “yenmemeli” listesi değil.

Bazı karbonhidratlar var ki daha dengeli:

Tam tahıllar

Yulaf

Bulgur

Sebzelerle desteklenen kompleks karbonhidratlar

Ama dürüst olayım: Onlar biraz “disiplinli arkadaş” gibi. Eğlence yok ama güven var.

Yani cuma akşamı “hadi makarna yapalım” hissini vermiyorlar. Ama pazartesi sabahı “iyi ki yemişim” dedirtiyorlar.

Sosyal hayat ve karbonhidrat baskısı

Arkadaş ortamı da ayrı bir test.

Bir masa düşün:

Pizza

Makarna

Ekmek sepeti

Tatlı

Ve biri diyor ki:

“Sen diyette miydin?”

İşte o soru, bütün savunmayı yıkıyor.

Benim cevabım genelde şu oluyor:

“Ben dengedeyim.”

Ama o denge genelde 3 dilim pizza sonra kayboluyor.

“Hangi karbonhidrat yenmemeli” konusunu beğendiyseniz Liliapp sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.

Son düşünceler: Hangi karbonhidrat yenmemeli? sorusunun gerçek cevabı

Aslında mesele tamamen yasaklamak değil. Çünkü yasaklanan şey daha cazip hale geliyor. Bu yüzden “hangi karbonhidrat yenmemeli?” sorusu biraz yanlış bir yerden başlıyor gibi.

Belki de asıl soru şu:

“Hangisini ne kadar ve ne zaman yemeliyim?”

Ama dürüst olayım, bunu sormak bazen çok daha zor. Çünkü hayat İzmir’de bile olsa, simit kokusu her yerde aynı şekilde çalışıyor.

Ve ben hâlâ bazen kendime şu cümleyi kuruyorum:

“Sadece bakacağım.”

Sonra biliyorum ki o bakışın bir devamı olacak.

İlgili Makale: Günlük 3000 kalori nasıl alınır ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
hiltonbet güncel