Peygamber Efendimiz Hicretten Sonra Kimin Evinde Kaldı? Eğitimsel Bir Perspektif Giriş: Öğrenmenin Dönüştürücü Gücü Bir eğitimci olarak, öğrenmenin insan hayatındaki dönüştürücü gücünü her geçen gün daha derinden hissediyorum. Öğrenme sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda hayatı anlamak, insanları tanımak ve dünyayı farklı bir perspektiften görmek anlamına gelir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hicretten sonra bir toplumun yeniden inşası adına önemli dersler vermiş, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde derin etkiler yaratmıştır. Bu yazıda, Peygamber Efendimizin hicretten sonra kimin evinde kaldığını tartışırken, aynı zamanda öğrenme teorileri ve pedagojik yöntemler üzerinden bireysel ve toplumsal etkileri nasıl dönüştürebileceğimizi sorgulayacağız. Bu sorunun ardında sadece bir evde…
6 YorumEtiket: bir
Karboksilik Asit Tollens ile Tepkime Verir mi? Kimyanın Derinliklerine Yolculuk Bir laboratuvarın içinde, küçük bir deney tüpünde başlayan serüven bazen hayatın kendisine dair büyük dersler barındırır. Kimyaya gönül vermiş öğrencilerin ve meraklıların sık sık karşılaştığı sorulardan biri de işte bu türdendir: Karboksilik asit Tollens ile tepkime verir mi? Bu sorunun cevabını anlamak, yalnızca bir reaksiyon denklemini çözmekten ibaret değildir; aynı zamanda organik kimyanın temel mantığını kavramak anlamına gelir. Gelin birlikte bu kimyasal hikâyenin kapılarını aralayalım. Karboksilik Asit Nedir? Temel Taşlara Geri Dönelim Karboksilik asitler, organik kimyanın en yaygın ve en önemli fonksiyonel gruplarından biridir. Genel formülleri R–COOH şeklindedir ve yapılarında…
4 YorumHorhor Kebabı Nerenin? Toplumsal Yapıların ve Kültürel Pratiklerin İzinde Bir Araştırmacının Bakış Açısıyla: Yemek, Toplum ve Kültür Yemek, sadece karın doyurmakla ilgili değildir; aynı zamanda bir toplumun kimliğini, değerlerini ve toplumsal normlarını yansıtan bir kültürel pratik olarak da büyük bir öneme sahiptir. Yiyecekler, sadece birer besin kaynağı olmanın ötesinde, toplumsal bağları güçlendiren, kültürel mirası taşıyan ve cinsiyet rollerinin, sınıf farklılıklarının belirginleştiği alanlardır. Horhor Kebabı gibi yerel lezzetler, bu bağlamda incelemeye değer bir sosyolojik olgu sunar. Bu yazıda, Horhor Kebabı’nı sadece bir yemek olarak değil, aynı zamanda toplumun sosyo-kültürel yapısını, cinsiyet rollerini ve bireyler arasındaki ilişkileri anlamamıza yardımcı olacak bir pencere…
4 YorumŞişme Olmayan Mont Ne Denir? Kısa Cevap, Uzun Hikâye Arkadaşlar, bazı sorular vardır ya, sokağın köşesinde, mağaza aynasında ya da dolabın karşısında kendi kendimize fısıldarız: “Şişme olmayan mont ne denir?” İşte bu yazıyı, o küçük fısıltının peşinden giden herkes için kaleme alıyorum. Çünkü giyinmek sadece hava durumuna karşı tedbir almak değil; hafızayla, alışkanlıkla, kültürle bir anlaşma yapmaktır. Gelin, hem kısa cevabı verelim hem de hikâyesini anlatalım. Günlük dilde en yaygın karşılık “kaban”dır. Teknik dilde ise “softshell”, “hardshell/shell mont”, “parka (dolgusuz)”, “trençkot”, “peacoat”, “duffle” gibi şişme olmayan pek çok seçenek vardır. “Kaban”ın Kökleri: Yün, Rüzgâr ve Ustalık “Kaban” kelimesi, şişme (puffer)…
4 YorumGünden Güne İkileme mi? Tarihin Dönemecinde Dilin İzleri Bir tarihçi olarak her zaman şunu merak etmişimdir: zamanın kendisi mi değişir, yoksa onu anlatma biçimlerimiz mi? Dilde kullandığımız her ifade, bir çağın ruhunu yansıtır. “Günden güne” de bunlardan biridir. Basit bir ikileme gibi görünse de, bu söz öbeği hem dilin evriminin hem de toplumların dönüşümünün sessiz tanığıdır. Geçmişle bugünü birbirine bağlayan bu ifade, aslında değişimin ritmini anlatır. Ama önce sormalıyız: “Günden güne” gerçekten bir ikileme mi? “Günden Güne” Bir İkilemedir Türk Dil Kurumu’na göre günden güne, bir ikileme olarak kabul edilir. İkilemeler, Türkçede anlamı pekiştirmek, vurguyu artırmak ya da sürekliliği belirtmek…
8 YorumKapsayıcı Yaklaşım Nedir? İnsan Hikâyeleriyle Anlamını Bulan Bir Duruş Bunu bir akademik terim gibi değil, hepimizin günlük hayatında dokunduğu bir kavram olarak düşünelim. Çünkü “kapsayıcı yaklaşım” sadece politikalarla, kurumlarla ya da raporlarla sınırlı değildir; bir okul bahçesindeki çocukların oyuna dahil edilme biçiminde, bir iş yerindeki fikir toplantısında söz hakkı tanıma yönteminde ya da toplumun farklı kesimlerini temsil eden bir sanat etkinliğinde yaşar. Bu yazıda, hem verilerle hem de insan hikâyeleriyle bu kavramın derinlerine ineceğiz. Kapsayıcı Yaklaşımın Temeli: “Herkes” Gerçekten Herkesi Kapsar mı? Kapsayıcı yaklaşım, en basit tanımıyla, farklılıkları yok saymadan herkese adil fırsatlar sunan ve herkesin katılımını teşvik eden bir…
4 YorumÖn Sezi Ne Demek? Bilincin Derinliklerinden Yükselen Sessiz Bir Rehber İnsan davranışlarını anlamaya çalışan bir psikolog olarak sık sık şu soruyla karşılaşırım: “Bazen neden hiçbir mantıklı açıklama olmadan doğru kararı verebiliyorum?” Bu soru, bizi psikolojinin en büyüleyici kavramlarından birine götürür — ön sezi. Ön sezi, bilincimizin sessiz ama güçlü bir parçasıdır; mantığın ulaşamadığı noktalarda devreye giren içsel bir rehberdir. Ancak bu kavramın arkasında sadece mistik bir his değil, derin bir psikolojik süreç yatar. Ön Sezi Nedir? Bilinçdışının İncelikli Dili Ön sezi, bir durumu ya da olayı mantıksal analiz yapmadan, aniden ve güçlü bir “doğru hissetme” biçiminde algılamaktır. Psikolojide bu, bilinçdışı…
6 YorumStresten Karın Guruldaması Olur mu? Siyasal Bir Bakış Bir siyaset bilimci için insan bedeni, sadece biyolojik bir varlık değil; aynı zamanda iktidarın, kurumların ve ideolojilerin kesişiminde şekillenen bir politik alanıdır. Bedende ortaya çıkan en küçük fizyolojik tepki bile, toplumsal düzenin ve güç ilişkilerinin görünmez ağlarıyla örülüdür. Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Stresten karın guruldaması yalnızca mide asidinin sesli bir yankısı mıdır, yoksa modern toplumun görünmez baskılarının bedensel bir ifadesi mi? İktidarın Sessiz Gürültüsü: Bedenin Politikası İktidar, sadece yasa metinlerinde ya da parlamento salonlarında değil, bireylerin en mahrem alanlarında, hatta bedenlerinin iç işleyişinde bile var olur. Michel Foucault’nun “biyopolitika” kavramını…
8 YorumRüyada Görücü Gitmek Ne Anlama Gelir? Felsefi Bir Derinlikte Yolculuk Bir filozof için her rüya, insan zihninin varoluşla yaptığı gizli bir diyaloğun yansımasıdır. “Rüyada görücü gitmek” gibi sıradan görünen bir imge bile, ruhun kendini, toplumu ve aşkı nasıl anlamlandırdığını ortaya koyar. Bu rüya, yüzeyde bir geleneksel sembol gibi görünse de derinlerde kimliğin, özgürlüğün ve seçme arzusunun felsefi karşılıklarını barındırır. Bu yazıda, bu rüyanın anlamını etik, epistemoloji ve ontoloji eksenlerinde tartışarak, insanın rüya aracılığıyla kendi varoluşuyla nasıl yüzleştiğini inceleyeceğiz. — Etik Perspektiften: Seçim, Onay ve Özgürlük Arasında Etik felsefe, insanın doğruyu ve iyiyi arama sürecini irdeler. Rüyada görücü gitmek, bu bağlamda…
8 YorumGözetmek Nasıl Yazılır TDK? Güç, Toplum ve İktidar İlişkilerinin Dili Bir Siyaset Bilimcinin Gözünden “Gözetmek” Toplumsal düzenin kırılgan yapısına kafa yoran bir siyaset bilimci için “gözetmek” yalnızca bir kelime değil, iktidarın görünmez damarlarında akan bir eylemdir. Türk Dil Kurumu’na göre doğru yazımı “gözetmek” şeklindedir; “göz etmek” ya da “gözetm ek” gibi biçimsel hatalar dilde sıkça görülse de, kelimenin asıl anlamı —bir şeyi korumak, dikkatle izlemek, kollamak— modern siyaset teorilerinde çok daha derin bir yankı bulur. Çünkü her gözetme, aynı zamanda bir iktidar biçimidir. İktidarın Gözü: Gözetleme ve Disiplin Michel Foucault’nun panoptikon metaforunu hatırlayalım: birey, kendisini sürekli izleyen bir merkezin farkında…
3 Yorum