İçeriğe geç

göz ardı etmek TDK’ya göre nasıl yazılır ?

Göz Ardı Etmek TDK’ye Göre Nasıl Yazılır? Dilin Hafızasından Bugünün Yazımına

Merhaba! göz ardı etmek TDK’ya göre nasıl yazılır hakkında soru işaretleri olanlar için Liliapp olarak kapsamlı bir yazı hazırladık.

Geçmişe baktığımızda yalnızca eski kelimeleri değil, bugün kullandığımız kelimelerin ardındaki düşünme biçimini de görürüz. “Göz ardı etmek” ifadesinin doğru yazımını öğrenmek de bu açıdan küçük bir dil bilgisi ayrıntısından fazlasıdır: Türkçenin nasıl değiştiğini, yazı dilinin nasıl standartlaştığını ve dilin toplumsal hafızayla nasıl ilişki kurduğunu anlamaya açılan küçük bir kapıdır.

TDK’ye göre doğru yazım “göz ardı etmek” şeklindedir. “Gözardı etmek” biçimindeki bitişik kullanım yanlıştır. TDK’nin yazım kurallarında deyimlerin ayrı yazıldığı belirtilirken, “göz atmak” gibi benzer yapılara da bu kapsamda yer verilir. TDK Yazım Kılavuzu

“Göz ardı etmek” ne anlama gelir?

Türk Dil Kurumunun sözlük anlamıyla göz ardı etmek, “gereken önemi vermemek” anlamına gelir. TDK sözlüklerinde örnek olarak Ayşe Kulin’in “Kocakarı yöntemlerine inanmayı göz ardı ettiğini söyleyemezdim.” cümlesi gösterilir. Habertürk

Buradaki anlam, yalnızca bir şeyi görmemek değildir. Bir olguyu fark ettiği hâlde önemsememek, dikkate almamak veya hesaba katmamak anlamlarını da içerir.

Bu anlamın tarihsel açıdan ilginç tarafı, dildeki “görmek” ve “görmezden gelmek” karşıtlığının toplumsal hayatta da sıkça karşımıza çıkmasıdır. Tarih boyunca devletler, toplumlar ve bireyler bazı olayları kayda geçirirken bazılarını geri plana itmiştir.

Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e: Yazı dilinin dönüşümü

Osmanlı Türkçesinde farklılaşan dil katmanları

Türkçenin yazı dili yüzyıllar boyunca farklı kültürel çevrelerle etkileşim içinde gelişti. Özellikle Osmanlı döneminde Arapça ve Farsçadan gelen kelimeler ve tamlamalar yazı dilinde güçlü bir yer edindi. Buna karşılık konuşma dili ile yazı dili arasında belirgin farklılıklar oluştu.

Atatürk Ansiklopedisi de Tanzimat döneminde dilin sadeleşmesi, imlası, sözlüğü ve alfabenin yeterliliği üzerine tartışmaların başladığını; II. Meşrutiyet dönemindeki Yeni Lisan hareketinin ise daha anlaşılır ve millî bir yazı dili arayışını güçlendirdiğini belirtir. Atatürk Ansiklopedisi

Dolayısıyla bugünkü “doğru yazım” anlayışı bir anda ortaya çıkmış değildir. Arkasında onlarca yıl süren alfabe, imla, sözlük ve dil sadeleşmesi tartışmaları vardır.

1928: Alfabe değişikliği bir kırılma noktası

Cumhuriyet döneminin en büyük dilsel kırılmalarından biri 1928’de yaşandı. Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun, 1 Kasım 1928’de kabul edildi ve 3 Kasım’da yayımlandı. Kanunun birinci maddesi, Türkçe yazımında kullanılan Arap harflerinin yerine Latin esasından alınan Türk harflerinin kabul edildiğini açıkça belirtiyordu. TBMM

Bu yalnızca alfabenin değiştirilmesi değildi. Eğitim, devlet yazışmaları, kitaplar, gazeteler ve günlük hayatın yazılı iletişimi de yeni bir sisteme taşındı.

Kanun, devlet kurumlarında yeni harflerin kullanımını zorunlu kılıyor ve uygulama için belirli geçiş süreleri öngörüyordu. TBMM

Birincil kaynak bize ne söylüyor?

1928 tarihli kanunun kendisi, dönüşümün kapsamını anlamak açısından önemlidir. Resmî metinde yeni harflerin yalnızca okullarda değil, devlet dairelerinde, şirketlerde, derneklerde ve diğer kurumlarda uygulanması öngörülmüştür. TBMM

Bu noktada tarihçinin sorması gereken soru şudur: Bir yazı sisteminin değişmesi yalnızca kelimelerin görünüşünü mü değiştirir, yoksa toplumun geçmişle kurduğu ilişkiyi de etkiler mi?

1932: Türk Dil Kurumunun kuruluşu

Dilin bilimsel olarak incelenmesi

12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. Kurumun amacı, Türkçenin tarihini, gelişimini ve kaynaklarını araştırmak; elde edilen sonuçları yayımlamak ve dili bilimsel yöntemlerle incelemekti. Kurum daha sonra Türk Dil Kurumu adını aldı. Türk Dil Kurumu

Birincil nitelikteki kurum belgelerinde amaç, “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak” ve onu geliştirmek şeklinde ifade edilmişti. Türk Dil Kurumu

1932’deki Birinci Türk Dili Kurultayı da bu sürecin önemli dönemeçlerinden biri oldu. 26 Eylül-5 Ekim tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleştirilen kurultayda sözlük, gramer, derleme, etimoloji ve dil bilimi gibi alanlarda çalışmaların yürütülmesi kararlaştırıldı. Türk Dil Kurumu+1

Dil reformunun tartışmalı yönleri

Dil sadeleşmesi kısa sürede önemli bir toplumsal dönüşüm yarattı. Ancak süreç hiçbir zaman tamamen tartışmasız olmadı. Özellikle yabancı kökenli kelimelerin yerine yeni karşılıklar getirilmesi, “dilde özleşme” ile “dilin tarihsel birikimini koruma” arasındaki gerilimi gündeme getirdi.

TDK’nin kendi tarihçesi de 1930’lu yıllarda yürütülen yoğun arılaştırma hareketinin 1935 sonbaharında, halk diline yerleşmiş bazı kelimelerin dilden çıkarılması yaklaşımından vazgeçilmesiyle farklı bir yöne evrildiğini aktarır. Türk Dil Kurumu

Bu ayrıntı bize önemli bir tarihsel ders verir: Dil politikaları da toplum gibi zaman içinde değişir; hiçbir dönem tek bir düşünceden ibaret değildir.

“Göz ardı” yazımı ve günümüz Türkçesi

Neden ayrı yazılıyor?

TDK’nin yazım kurallarında deyimlerin ayrı yazıldığı açıkça belirtilmektedir. “Göz ardı etmek” de bu kullanım içinde değerlendirilir. Dolayısıyla doğru biçimler şöyledir:

Doğru: göz ardı etmek

Yanlış: gözardı etmek

Doğru: göz ardı edildi

Yanlış: gözardı edildi TDK Yazım Kılavuzu+1

Bu ayrım küçük görünse de yazılı iletişimde ortak bir standardın korunmasına hizmet eder.

Bugüne uzanan tarihsel paralellik

Bugün internette, sosyal medyada ve dijital yayıncılıkta dil son derece hızlı değişiyor. Yeni kelimeler ortaya çıkıyor, bazı kelimeler kısalıyor, yazım alışkanlıkları dönüşüyor.

Bir bakıma 19. ve 20. yüzyıllardaki dil tartışmalarının yeni bir versiyonunu yaşıyoruz. O dönemde soru, “Türkçe nasıl yazılmalı ve hangi kelimeler kullanılmalı?” iken bugün buna “Dijital iletişim Türkçeyi nereye götürüyor?” sorusu ekleniyor.

Liliapp olarak göz ardı etmek TDK’ya göre nasıl yazılır konusundaki bu yazıyı beğendiğinizi umuyoruz.

Geçmişi göz ardı etmeden bugünü anlamak

“Göz ardı etmek” ifadesinin kendisi, tarih yazımı açısından da düşündürücüdür. Geçmişte bazı toplumsal grupların deneyimleri, bazı belgeler veya bazı gündelik hayat unsurları uzun süre yeterince dikkate alınmamış olabilir.

Farklı tarihçilerin çalışmaları ve arşiv belgeleri, geçmişin yalnızca büyük siyasi olaylardan ibaret olmadığını gösterir. Bir kanun metni, bir gazete yazısı, bir mektup ya da bir sözlük maddesi bile toplumun dönüşümünü anlamamıza yardımcı olabilir.

Kişisel olarak bakıldığında da mesele oldukça tanıdıktır: Bugün doğru sandığımız hangi dil alışkanlıklarının gelecekte değişeceğini biliyoruz? Geçmişte kullanılan ve artık bize yabancı gelen kelimeleri yalnızca “eski” oldukları için göz ardı etmeli miyiz? Yoksa onların taşıdığı tarihsel deneyimi anlamaya mı çalışmalıyız?

Belki de “göz ardı etmek” ifadesinin bize verdiği en güzel tarihsel ders burada saklıdır: Bir şeyi doğru değerlendirmek için önce onu görmemiz, bağlamına yerleştirmemiz ve neden ortaya çıktığını anlamamız gerekir.

Bugün yazarken “göz ardı etmek” biçimini kullanmak yalnızca bir TDK kuralına uymak değildir. Aynı zamanda Türkçenin yüzyıllar boyunca geçirdiği değişimi, alfabe ve imla dönüşümlerini, dil kurumlarının çalışmalarını ve toplumun ortak bir yazı dili oluşturma çabasını hatırlamaktır. Geçmişi anlamak, bugünün dilini daha bilinçli kullanmanın yollarından biridir. Türk Dil Kurumu+1

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
hiltonbet güncel