Samarra’da Hangi İmamlar Var?
Bir Yolculuğun İçsel Dönüşümü: Samarra’ya Giden Yolda
Kayseri’de sabahları güneşin sıcak ışıkları odama vurduğunda, her şey biraz daha sessiz, biraz daha derin olmaya başlıyor. Çalışmalar, günlük işler, insanlar… Her şeyin bir anlamı olmalı. Fakat bir şeyler eksikti. Sonra, Samarra’yı düşündüm. Burası, dünya üzerinde bir yer değil; içimde bir yerdir aslında. Samarra’nın kadim topraklarında ruhumun derinliklerine kadar gitmek istiyordum. Gerçekten orada olmanın ne demek olduğunu hissetmek, orada bulunan imamların izinden gitmek, adeta onlarla birlikte bir yolculuğa çıkmak istiyordum.
Bir gün, bir arkadaşım bana Samarra’da bulunan imamları sordu. Soruyu sormadan önce o kadar fazla şey birikti ki içimde, her şey bir anda akıp gitmeye başladı. 25 yaşımdayım ve hayatımda çok şey gördüm, çok şey öğrendim; ama Samarra, her zaman içimde bir soru işareti olarak kaldı. Kimler orada, hangi imamlar vardı? Hangi ruhlar o topraklarda varlıklarını sürdürüyor?
Samarra: Bir Zamanlar ve Şimdi
Samarra’ya yolculuğum, Kayseri’nin sakin sokaklarında adım adım, düşünerek geçti. O kadar uzun yıllar geçmişti ki, zihnimdeki Samarra, tarih kitaplarında okuduğum eski bir anlatı gibi silikleşmişti. Ama her günün sabahında bir gün, belki de bir hayatımda, orada olabileceğimi hissettim.
Samarra, sadece bir şehir değil; aslında imamlara, onların kutsal mirasına ev sahipliği yapmış bir yer. En çok tanınan imamlar, İmam Ali el-Hadi ve İmam Hasan el-Askari, burada yaşamış ve her biri, İslam’ın derinliklerinde iz bırakan figürlerdir. Ama benim ruhum daha fazlasını istiyordu. Bu şehre, bu topraklara neden bu kadar çekildim? Cevabını henüz bilmiyorum, belki de bir cevap arayışıdır sadece.
Bir Gecenin İhtişamı ve Kayıp Zaman
Gece olunca, Samarra’ya gitme hayalini rüyada da görmek mümkün oluyor. Zihnimde İmam Ali el-Hadi ve İmam Hasan el-Askari’nin yan yana olduğu bir anı hayal ediyorum. İmam Ali el-Hadi, Samarra’ya geldiğinde insanların ona gösterdiği sevgi ve saygı, yüzyıllar sonra bile halkın gönlünde yaşadığına inanılıyor. Ama ben sadece bir insan olarak, bu kadar büyük bir inancın izlerini nasıl takip edebilirim?
Bir gece, Kayseri’nin dar sokaklarından geçerken, kendimi Samarra’nın caddelerinde yürürken hayal ettim. Samarra’nın tarihi kokusunu, toprağını, her köşe başındaki minaresini düşündüm. İmam Ali el-Hadi’nin o büyüleyici tavrını gözlerimde canlandırdım. O şehirdeki her adımda, her nefeste, onlarla birlikte hissedebileceğimi düşündüm. Hangi imamlar orada var? Hangi büyük ruhlar o kutsal topraklarda yaşamış? Bu sorular içimi kemiriyordu, ve ben de tek bir cevaba tutunmak istiyordum.
Ama zaman… Zaman kayıp gibiydi. İçimde bir boşluk varmış gibi hissediyordum. Samarra’yı tam anlamadan, oraya dair bir şeyleri bilmeden yaşamak, beni hep eksik hissettiriyordu. Bir çırpıda geçip giden bir hayat var, ama bir iz bırakmak, bir anlam bulmak… Bu içsel arayış beni çok fazla zorlamıştı.
İmam Ali el-Hadi ve İmam Hasan el-Askari: Bir Yaşamın Gölgesinde
Samarra’da, bu iki imamın hayatını düşündükçe, ruhumda bir aydınlanma hissettim. İmam Ali el-Hadi, o kadar büyük bir alimdi ki halkın ona duyduğu sevgi, zamanın çok ötesindeydi. Onun bilgeliği, yalnızca halkı değil, tüm İslam dünyasını etkileyen bir güç haline gelmişti. O dönemin koşullarında, Samarra’daki halkın ona olan bağlılığı, bir zamanlar bir şehri kurtaran liderlerin sevgi dolu hatıralarını andırıyordu.
İmam Hasan el-Askari ise farklıydı. O da, bir ömür boyu halkını savundu, onların haklarını korudu. Ama daha da önemlisi, yaşamının her anında, halkına yakın olmayı başardı. Onun adı, Samarra’nın sokaklarında yankılanırken, sadece fiziksel varlığı değil, ruhunun da çok güçlü bir şekilde yerini aldığını hissediyorum. Onların izinden gitmek, insanın ruhunda bir değişim yaratıyordu.
Bir Zamanlar Samarra’da
Ve sonra… o geceyi hatırlıyorum. Bir gece Samarra’dan gelen bir haber, içimi aydınlattı. O an anladım ki, bu sadece bir şehir değil, bu sadece bir yolculuk değil… Bir yaşam biçimi, bir inanç yolculuğuydu. Her iki imamın hayatı, birbirine paralel bir çizgide ilerliyordu; hep sevgi, hep bilgelik, hep insanlık…
İmam Ali el-Hadi ve İmam Hasan el-Askari’nin Samarra’daki varlıkları, sadece fiziksel değil, duygusal bir iz bırakıyordu. Ruhumda bir yerlerde, Samarra’nın havasını solurken, onların izinden gitmeyi düşündüm. Evet, belki Samarra’da olmak, sadece bir ziyaret değil, bir hayat biçimini içselleştirmekti. Orada olmak, onlarla olmak, duygusal bir bağ kurmak demekti. Onların hayatları, insanlığın en derin sırlarına dair kapıları aralıyordu. Ve ben, bu kapılara doğru bir adım atmak istiyordum.
Samarra’nın ışığı, hala içimde parlıyor. Onların izinden gitmek, o toprağa basmak, gözlerimdeki eski Samarra’yı görmek, ruhumu yeniden doğurmak demekti. Her şey bir hayal gibi başlasa da, Samarra, benim için gerçek bir yer haline gelmişti. Bir zamanlar, o kutsal topraklarda yürümek, içimdeki boşluğu doldurmak istedim.
Ve belki de, bir gün, Samarra’daki imamların izlerini takip ederek, orada bir iz bırakırım.